Pazar, Kasım 21, 2021

Throwback Twenty: Spy Game - Tony Scott


90'lar Tony Scott için zirve dönemdi denilebilir zira kariyerinin en iyisi olarak kabul edilen birçok filme bu dönemde yaptı; "True Romance", "Crimson Tide", "Enemy of The State". Stil ve görsellik itibariyle yeni arayışlara girmeye başlaması da gene bu dönem içinde oldu. Yeni bin yıla girerkenki ilk filmi olan "Spy Game" kariyerinin ilk dönemlerindeki yönetmenliği ile sonradan benimseyeceği kimi alışkanlıkların başarılı sentezlerinden biri olmasıyla "Enemy of The State"in bir devamı sayılabilir. Zaten buradan sonra hep aykırı sularda gezinip "Unstoppable"a değin bir daha benzeri bir başarılı senteze imza atamamıştı rahmetli.


"Spy Game" isminin Tom Bishop (Brad Pitt) olduğunu sonradan öğreneceğimiz bir ajanın Çin'deki bir hapishanede gerçekleştirmeye çalıştığı başarısız bir mahkum kaçırma operasyonuyla açılıyor. Yıl 1991. Buradan sonra Nathan Muir (Robert Redford) ile tanışıp filmin büyük bir çoğunluğunun geçeceği Washington'daki CIA binasına yöneliyoruz. Muir Bishop'ı keşfedip teşkilata kazandıran kişi ve teşkilat Çin'deki fiyasko sonrasında iki ülke arasında gelişmekte olan ticari ilişkileri baltalayacak bir şeyler yapmak konusunda temkinli. Dolayısıyla Bishop'ın zahmete girmeye değer olup olmadığına karar vermek için üstadı Muir'e danışıyorlar. En azından ilk baştaki görüntü bu, tam niyetlerinin ne olduğunu Muir'e çok açık etmiyorlar. Bilmedikleri şeyse odadaki tek uyanığın kendileri olmadığı zira Bishop'ın üzerinin çizilmesinin an meselesi olduğunu hemen idrak eden Muir kendi akıl oyunlarını başlatıp odadakileri oyalamakla kalmıyor Bishop'ın kellesini kurtaracak bir plan geliştirmenin derdine de düşüyor hemen. Neden kendini bu kadar zahmete soktuğunu da Bishop'la nasıl tanışıp onu teşkilata soktuğunu anlattığı Vietnam'dan başlayıp Berlin ve Beyrut'a kadar uzanan flashbacklerden öğreniyoruz.


Makul çoğunluğu tek binada, hatta tek odada geçen film sadece flashback bölümlerinde bu mekanı terkediyor ve Scott her bir flashbacki farklı bir renk paleti ile sunarak dönemsel ve mekansal değişiklikleri vurgulamaya çalışıyor. Böylelikle Çin, Berlin, Vietnam, Beyrut ve Washington kendilerine özgü bir görünümle karşımıza çıkarken bizim de hikayeyi takip etmemiz daha kolay hale getirilmiş oluyor. Yukarıda da bir nebze değindiğim üzere hikaye ile Scott'ın yönetmenlik tarzının uyumlu olduğu belli başlı filmlerden birisi "Spy Game". "Enemy of The State"de de beraber çalıştığı görüntü yönetmeni Dan Mindel ile birlikte çok dikkat dağıtacak görsel sihirbazlıklardan kaçınan yönetmen aynı zamanda hikayesini daha tempolu ve canlı anlatmasına yarayacak kadar da bunlara başvurup ideal bir denge yakalamayı başarıyor. Bunun en ilginç örneklerinden birini belki de Berlin'de bir çatıda gerçekleşen Muir ile Bishop arasındaki bir diyalog sahnesinde görmek mümkün. Scott'ın sahneyi helikopter kamerası ile çekmekteki ısrarını başta Redford olmak üzere anlam verebilen olmamış zamanında ve yapımcılar tarafından gereksiz maliyet olarak görülerek reddedilmiş. Bunun üzerine Scott kendi cebinden harcayarak bir helikopter kiralayıp istediği görüntüyü elde etmiş ve neticede ortaya çıkan sahne dinamizmi ile ayrıksılaşan bir sahne olmayı başarmış ki Redford da filmi izlediğinde Scott'a hakkını teslim etmekten kendini alamamış.


2001 yılı için çok uzak bir geçmiş olmasa da 2021'den bakıldığında milattan önce gibi duran soğuk savaş dönemine dair ilginç bir janr denemesi "Spy Game". İçerdiği fiziksel aksiyon son derece minimalken temposunu ve gerilimini Muir ile amirleri arasındaki kedi-fare oyunu oluşturuyor. Soğuk savaşın paranoyak ortamında bilgi birçok şeyden daha değerli ve Muir'in amirlerinin kendisinden sakladıkları şeyleri öğrenmekle kalmayıp bildiği şeyleri de onlardan saklayabiliyor olması hep bir adım önde olmasını sağlıyor ve bu sayede filmin sonunda istediğini elde etmeyi başarıyor. Bilginin gücüne dair bir fikir teatisi olmasının yanında filmine duygusal bir alyapı katmayı da başarıyor yönetmen zira neticede Muir ile Bishop arasındaki ilişki bir baba-oğul ilişkisinden çok farklı değil ve filmin tamamını bir babanın oğlunu kurtlara yem etmemek için canını dişine takması olarak okumak mümkün. Bu noktada oyuncu seçimi de çok manidar zira Pitt kariyerinin başlarında hep Redford'un varisi olarak görülmüş bir isim ki zaten Redford projeyi kabul ettiğini duyduktan sonra "Bourne"da yer almayı reddedip bu filmde rol almayı tercih etmiş. "Spy Game" çoğunlukla Redford'un şovu olsa da iki aktörün beraber belirdikleri bölümlerde daha bir şaha kalktığı söylenebilir.


İçinde bulunduğumuz dönem itibariyle soğuk sabaşa dair bir ajan filmine rastlamak zaten zor, olanlar da bu filmin sahip olduğu ünlü bir yönetmen, başrolde yıldız isimler, makul bir bütçe gibi birçok kalibreye sahip olamıyorlar maalesef. Dolayısıyla gerek ele aldığı dönem gerekse de sinemasal hususiyetleri ile olsun artık benzerlerine çok sık rastlanmayan ve düşününce iç çekilerek yad edilebilecek filmlerden birisi "Spy Game".