Cumartesi, Şubat 05, 2022

Brian Banks (2018) - Tom Shadyac


2007'da geçirdiği bir bisiklet kazası sonucunda ölümden dönen yönetmen Tom Shadyac geçirdiği beyin sarsıntısı sonucu kesintisiz bir baş ağrısının yanı sıra ışığa ve sese aşırı duyarlı hale gelerek yıllarca iyileşememiş, nihayet bu süreci geride bıraktığında ise hayatını tümüyle yeniden değerlendirme ihtiyacı hissedip tüm mal varlığını satarak kendini hayır işlerine ve öğretmenliğe adamıştı. Yaşadığı bu dönüşümden yola çıkarak yaptığı 2010 tarihli belgesel "I Am"i saymazsak film dünyasından da elini ayağını çekmiş gibi görünen, son 20 yılın en iyi gişe yapan komedilerinden bazılarına imza atmış yönetmenin yokluğu hissedilir olmaya başlamışken beklenmedik bir hamleyle bir dramayla tekrar sinemalara geri döndü 4 yıl önce. Meğerse lüks Hollywood yaşantısından vazgeçse de filmcilikten vazgeçmemiş olan Shadyac, yaşadığı dönüşüm sonrası stüdyoların tercih ettiği bir isim olmaktan çıktığı için yeni bir filmle karşımıza çıkamamış. Haksız yere hapsedilerek hayatı kayan Brian Banks'in öyküsünü filme almak için yola çıkan yapımcıların yönetmen olarak Shadyac'in uygun bir seçim olacağına kanaat getirmeleri sayesinde son stüdyo filminin üzerinden 11 yıl geçtikten sonra tekrar seyirci karşısına çıkma imkanı bulmuş yönetmen.


Geleceği parlak bir futbol oyuncusuyken okulundaki bir kız tarafından tecavüzle suçlanınca kendini cezaevinde bulduğu yetmemiş gibi profesyonel futbol hayalleri de komple kaybolan Brian Banks cezaevinden çıktıktan sonra iş bulmakta bile sıkıntı çekerken ifticasının kendisiyle Facebook üzerinden iletişim kurması üzerine tekrar giriştiği hukuk mücadelesinde avukatının yardımıyla ismini aklayarak hayatını tektar kazanabilmiş. "Metoo" mevzularının zirve olduğu bir dönemde tecavüzle itham edilen bir adam hakkında film yapmak kötü bir fikir gibi görünse de filmde yer olan olayların gerçekten yaşanmış olması seyirci nezdindeki olası bir yadırgamanın önüne geçmekte etkili. Öte yandan filmin gişe performasına bakınca kaç kişinin bu filmi izlemeye meraklı ve gönüllü olduğu da ayrı tartışma konusu. Tüm bunlardan bağımsız yaklaşılıdığında haksız yere sistemin gazabına uğramış bir adamın etkileyici öyküsü burada anlatılan. Başrolde yer alan Aldis Hodge parlak bir gelecek hayali kurarken yapmadığı bir şey için kendini hapiste bulan Banks'in kızgınlığını ve kederini perdeye aktarmakta başarılı. Kısa süreli belirse de Banks'e tesiri cihetinde büyük bir rolü olan Morgan Freeman'ın canlandırdığı karakterin yol göstericiliği sayesinde içine düştüğü bunalımdan bir nebze kendini çıkarabilen ve hapisi arkasında bırakabilen Banks dışarı çıktığında da hayatın içerdekinden daha iyi olmayacağını idrak ettiğinde tekrar bir karanlığa sürüklenmeye başlıyor. Neyse ki kaderi bu sefer yüzüne gülüp iftiracısının yalanları Greg Kinnear tarafından büyük bir ustalıkla hayata geçirilen avukatı sayesinde açığa çıkıyor. Shadyac'in komedi dışına ilk çıktığı film bu olmasa da önceki denemelerinde  ("Patch Adams", "Dragonfly") çok da başarı sağlayamamıştı. Banks'in hikayesini kendini yeniden inşa ettiği dönem sonrasında tanıma fırsatı bulduğu bir çok talihsiz genci hatırlattığı için anlatmaya değer bulduğunu söyleyen yönetmen böylelikle filmi yönetmek için de ideal bir isim haline gelmiş. Oyuncularının performanslarına ve iyi yazılmış senaryoya sırtını yaslayan yönetmen klasik bir dramaturji ile göze batmayan, sadece hikayeyi anlatma odaklı bir sinmeatografiyle hikayeyi perdeye aktarıyor. Filme dair yegane can sıkıcı nokta Banks'in yeni kız arkadaşını bir tecavüz mağduru yapma kararı zira herhangi bir gerçeklik payı olmadığı  gibi sadece "madalyonun bir de bu yüzü var" demek için hikayeye eklenmiş, metoo güruhunun gazabından kaçınmak için eklenmiş bir ayrıntı gibi duruyor ve filmin genel anlatısı içinde çok sırıtıyor.
 

John Debney'nin film için yaptığı müziklere de ayrı bir yer açmak lazım. "Passion of The Christ"tan beri saygımın sonsuz olduğu ama her ne kadar hiç boş kalmasa da film müzisyenleri arasında hak ettiği değerin verilmediğini düşündüğüm besteci daha önce dört kez çalıştığı Shadyac'le bir kez daha bir araya gelmiş. Bir saatlik bir süresi olan albümün her bir parçası aynı düzeyde olmasa da genel olarak keyifli bir dinleme deneyimi sunuyor. "Dear Mister Brooks", "Interviewing Brian" ve "Gathering The Clues" albümün içindeki en öne çıkan parçalar.